Bu yazı 1.035 kez okundu.

Dünya var olduğundan beri aşk konuşulur. Herkes, dilinin döndüğünce; yaşadıklarıyla, izledikleriyle aşkı yaşar. Aşk, kişiye ve olgularına göre değişen; yok diyemeyeceğimiz adrenalin salgılar.

Duyguların melodik dile gelişidir aşk. Öyle hemen, birdenbire olan hormonları karıştırdığımız çilek kokusunu duyamadığımız (gerçek aşkta çilek kokarmış her yer); havada aşkın kokusunun henüz estiği, zilin sesinden, tenin uyumundan sonra başlar.

“Aşk ile yemek ne alaka?” diyeceksiniz. Binlerce kişi yemek yapar; hepsi ayrı bir lezzettedir. Pişerken olgunlaşırsın, sahip çıkarsın; hatta karıştırmışsındır. Aşk, kısık ateşte pişer ve parmak izi gibidir; herkesinki bir başkadır. Yolunuz aşka çıksın; masum, içten bir yemek lezzetinde çilek koksun her yanınız. Huzur bahçelerinde, güneşli bir günde… En çok da bahara yakışır aşk. Ahtapot gibidir; kiminde doğa, kiminde sanat, kiminde seyahat, film, tiyatro… Yazmak, okumak; sevdiklerim, çocuklarım, torunumdan sonra en büyük aşkım kalemim!

Hiç usanmayacağım yazma aşkımdan. Gecesi gündüzü yoktur; apansız uyanırsın gece yarısı. Bir sözcükten kıtalar dökülür etrafa; tarçın kokuları yayılır geceye, ambere beş kala…

Kıymet Şahin